<


<
Hayat
Bir yaşam öyküsüne katlanamayacak kadar uzun!
Bir gülümseyişe,bir kıpırdanışa,bir dokunuşa vakit ayıramayacak kadar kısa!

Hayat
Gerçekleri sırtlayıp taşıyamayacak kadar ağır.
Bir kuşun kanadına konupta ona bile hissettirmeden uçabilecek kadar hafif!

Hayat
Her anını dibine kadar yaşamaya çalışmak için nefes nefese koşturmayı göze alacak kadar dolu!
Bütün yaşadıklarının sadece bir hayal olduklarını hissettirecek kadar boş!

Hayat
Koskoca bir ömürde "bir yalnız gün daha nasıl geçecek,bu saatler nasıl bitecek."Diye şikayet edebilecek,kadar muamma!
Göz açıp kapayıncaya kadar geçen sürede nihayete erebilecek kadar da basit!

Hayat
Kendini oluşturan her büyüyü,her cazibeyi,her rengi,yürekler hoplatacak kadar parlak ve güzel!
Gözlerimizi acılarla,hüzünlerle,ayrılıklarla,ölümlerle buluşturduğumuzda,sadece iki renk gri ve siyah!

Hayat
Her anını tuvallere,yazılara,şiirlere,gösterilere döküp sergileyecek kadar sanat!
Tek bir uyanışta,görevinin tek bir oyundan ibaret tek bir rol olduğunu fark edebileceğin kadarda kısır ve monoton!

Hayat
Senin tek bir "evet" inle başkalarına bölüştürüp sunabilecegin,nefes alıp verişlerinle "paylaştırabileceğin" kadar hayret ve cömert!
Tek bir "hayır" ınla herşeyi mahvedebileceğin,yok edebileceğin kadar cimri ve densiz!

Hayat
Gerçek yaşam öykülerine katlanabilecek gücü bulup,bulaştırıp,dahada büyüğünü oluşturabilecek kadar heybetli ve zor!
Herşeyden vazgeçip "yaşama veda etmeyi isteyecek" kadar da güçsüz ve zayıf!

Hayat
Sevmeyi bilecek bilmiyorsa öğrenecek, tadacak ,bulacak,paylaşacak....ve böyle sevgilerle,bütün sevgileri çoğaltabilecek kadar anlam'lı......
Nefreti seçip,sıçratmak sıçrattıkça da o pisliğe bulaşmak kadar anlam'sız....

Hayat
Gerçek yaşam öykülerine katlanamaya değecek kadar "yaşamaya değer"......
Hayat
Onu kısaltmanın haksızlık olduğunu anlatacak kadar öğretici, birdaha bulunamayacak kadar "tek"......

Hayat
Sadece senin dilediğin kadar uzun, sadece senin dilediğin kadar kısa!

Uzat ellerini ve tut!
Sadece okadar yakınlıkta!
Tüm uzakları "yakın " etmek senin hakkın.
Yani
Yaşama(k) hakkın!
Nedret Türer

Neden?

Neden
hep, en çok sevdiklerimiz, aynı zamanda en çok incittiklerimiz olur?
...
Neden
hep borçlu olduklarımız, borçlu kalacaklarımız, üzerimizde hiçbir zaman ödeyemeyeceğimiz hakları olanlar, bize en çok değer verenler arasından çıkar?
...
Neden,
bazen bir insanın sizin yüzünüzden döktüğü tek bir damla gözyaşının sizin tüm hayatınızdan daha ağır ve daha değerli olduğu hissine kapılırsınız...
...
Neden
sizin heva ve heveslerinize uyarak, bazen bir adım sonrasını düşünmeden işlediğiniz günahların bedelini sizden daha çok; sevdikleriniz, size değer verenler öder...
...
Neden
bir insanın kalbine bilerek ve isteyerek dokunup, sonra da "pardon yanlışlık oldu" deyip hiç bir şey olmamış gibi hayatımıza devam ettiğimizde buna "Allah'ın" razı olmayacağını, çünkü "kalbin" kutsal olduğunu ve bir gün önümüze bir "hesap" koyulacağını düşünemeyiz?
...
Neden
seni seviyorum demenin sadece seni seviyorum demek olmadığını; insanı borçlandırdığını; seni asla yalnız bırakmam, her zaman yanında olurum, bana güvenebilirsin de demek olduğunu unuturuz?
...
Neden
kendimizi ve bize bahşedilen hayatı tüm bu ve benzeri çelişkilerle değersiz hale getirerek eskitiriz... Anlamsızlaştırırız...
...
Neden
insanı en çok çelişkiler içinde yaşamanın yorduğu ve yoracağı gerçeğini sık sık unuturuz...

Etiketler: , , , ,

/div>
<


<
"Erkekler şaraba benzer,Geçen yıllar kötülerini eskitir iyilerini olgunlaştırır."
CİCERO
"Sevmek karşılığında sevilmeme riskini göze almaktır."
LEO BUSCAGLİA
"Hakları ve zevkleri ellerinden alınan gençler,onların yerine gizli ve tehlikeli olanları koyarlar."
J.J ROUSSEAU
"Felaketi bekleyerek endişelenmek,felaketi yaşamaktan daha kötüdür."
ÖZGE UMUT EKER
"Düşünceler zorla,top ve tüfekle asla öldürülemez."
MUSTAFA KEMEL ATATÜRK
"Akıllılar istedigi şeyi,akılsızlar başkalarının istedigini ögrenir."
SADİ
"Sevmek güzeldir.Birdaha sevmemek dahada güzeldir."
PAUL GERALDY
"Sevilenin kusurlarını hoş görmeyen sevmiyor demektir."
J.W.VON GOETHE
"Yaşam belirtisinin kökeninde duygulanma vardır, duygulanmanın temeli aşktır."
SİGMUND FREUD
"Aşk köprü kurmaktır insanlar köprü kuracaklarına duvar ördükleri için yalnız kalırlar."
NEWTON
"Kadın olsun,kitap olsun cildine aldanmayıp içindekilere bakılmalıdır."
CENAP ŞAHABETTİN
"Bir insan başarısızlıkları için başkalarını suçluyorsa,başarılarının şerefinide başkalarına vermesi iyi bir fikirdir."
HOWARD W. NEWTON
"Düşüncelerini tam ve yerinde ifadae edemeyen, insan yanlış tartılarla tam iş görmeye çalışan satıcıya benzer."
J.W.VON GOETHE
"Dünyada birçok yetenekli kişiler, küçük bir cesaret sahibi olamadıkları için silinip gitmişlerdir."
SYDNEY SMİTH
"İstediklerimizin bazılarını elde edememek mutlulugumuzun ayrılmaz bir parçasıdır."
BERTRAND RUSSEL
"Yaşam yokuşunu tırmanırken rastladıgımız kişilere iyi davranmalıyız çünkü inişte yine onlara rastlayacagız."
CİCERO
"Bu dünyada ekmekten çok sevgiye ve takdire açlık duyulur."
TERESA ANA
"Önemli olan,bir kere daha yere serilmiş olmanız degidir,birdaha kalkıp kalkamayacagınızdır."
VİNCENT LOMBARDİ
"Bir insanın yaşamından daha degerlii bir şeyi yoksa,o insanın yaşamınında degeri bir degeri yoktur."
ROBİNDRANAHAT TAGORE
"Bazen kalp göze görünmeyeni görür."
H.J.BROWN JR
"İstemek yetmez, amacımıza ulaşmak için şiddetle arzulamamız gerekir."
OVİDİUS
"İki insanın iyi geçinmesi hiç kusursuz olmalarıyla degil,birbirlerinin kusurlarını hoş görmeleriyle sağlanır."
A.TOQUEVİLLE
"Akıllı insan,düşündüğünü söylemez,ama her söylediğini düşünür."
ARİSTOTELES
"Akıllı konuşur,söylemek istedikleri vardır,aptal konuşur,çünkü kendisini birşeyler söylemek zorunda olduğunu sanır."
PLATON
"İnsanlara yapılacak en büyük iyilik,onlara akıllarını kullanmayı ögretmektir."
MOLLİERE

Etiketler: ,

/div>
<


<

İnternetin geniş dünyası ve bu teknolojinin cep telefonlarına kadar girmesi, iletişim ve sohbetleri tahmin edilemez noktalara getirdi. Ancak özellikle çoğu gereksiz sohbet ve mesajlaşmalar eşler arasında tartışmalara ve güvensizliklere sebep oluyor.

İnternet ve cep telefonlarının bilinçsiz kullanımı eşler arasındaki sorunların da büyümesine ve karşılıklı güvensizliğe yol açıyor. İnternet ve cep telefonu, karşı cinsle konuşmayı ve iletişimi kolaylaştırıyor. Başlangıçta iş görüşmesi, insani duygularla yardım etme ya da bilgi alışverişi şeklinde başlayan bir konuşma bile kolaylıkla farklı şekillere dönüşebiliyor.

Günlük hayatta karşı cinsle iletişim konusunda dikkatli davranan bazı kişiler iş amaçlı veya yardım amaçlı konuşmalar esnasında bilhassa internet veya cep telefonunda karşı cinsle iletişimde kontrolü kısmen de olsa kaybediyorlar. Bilinçli kişilerde böyle iken psikolojik sorunları olanlarda durum daha da vahim olup aile sorunlarına da yol açıyor. Eşini sıklıkla forumlarda, sohbet (chat) odalarında ya da MSN`de iletişim içinde gören ya da sürekli cep telefonuyla konuştuğunu, mesajlaştığını fark eden kadın ya da erkek tabii olarak rahatsızlık duyarak sorma ihtiyacı duyuyor. Başlangıçta belki geçerli bir neden oluyor fakat görüşmelerin sıklığı, zamansızlığı veya içeriği güveni zedeleyecek bir hal almaya başlıyor. Son zamanlarda danışman olarak bizlere bu konuda gelen sorunlarda ciddi bir artış var. Bu tür durumlar kıskançlıkla ilgili sorunları olan kişilerde tetikleyici etki de yapabiliyor. Bu konuda başta gençler, çocuklar, belirli bir meşguliyetleri olmayan psikolojik desteğe muhtaç kişiler ise risk altında.

Kıskançlık aslında tabii ve yararlı bir duygu iken aşırı ve yersiz olduğunda patolojik bir hal alıyor. Eşinin kendisini rahatsız eden bir davranışını gören bu kişiler daha sonra onu sürekli takip etmeye, sorgulamaya başlıyor. Bu da evliliğin devamını zorlaştırıyor. Evlilikte bağlılık ve vefa kadar güven de önemli olduğundan; hataların sürekli hatırlatılması kişinin kendine güvenini ve kendisini geliştirmesini engelliyor.
Geçerli bir nedene bağlı olarak kıskançlık gösteren eşin (daha çok kadının) bu duygusu sebebiyle yersiz bir şekilde suçlandığı durumlar da az değil. Saatlerce bilgisayar başında MSN`de bir veya birkaç kişi ile sohbet ederken eşi geldiğinde ekranı kapatan sonra da "Sürekli beni kolluyorsun, bana güvenmiyorsun, artık bu sende hastalık haline geldi!" şeklinde suçlayan erkek ve kadınlar da çok.

Benzeri durumlar telefon konuşmalarında da yaşanıyor. Telefon çaldığında "özel bir konuşma" diyerek başka odaya geçmek, uzun konuşmalar, tedirgin davranışlar, telefon konuşmalarının mesai saatleri dışında olması, sık gelen kısa mesajlar, mesajları konusunda kişinin aşırı tedirgin olması güvensizlik ve kıskançlığı artırıyor.
Evli olduğu halde karşı cinsle iletişime kendisini kaptıran kişiler, evliliklerini bir kere daha gözden geçirmeli sorunlarına birlikte çözüm bulmalıdır. Karşı cinsle iletişim bazen heyecan vericidir. Bu da bir ihtiyaçtan veya ihtiyaçların karşılanmamasından kaynaklanabilir. Eşler karşılıklı birbirinin ihtiyaçlarını karşılamaya önem vermeli, ruh ve beden sağlıklarına dikkat etmeli, evliliklerine bakım yapmayı ve küçük sürprizlerle de olsa heyecanı canlı tutmayı ihmal etmemelidirler.
Uzman Psikolog Farika Teymur Artır

Etiketler: , , , , ,

/div>
<


<
Otuz yaşını geçmiş bir kadın asla sizi gecenin bir yarısı uyandırıp "ne düşünüyorsun ? diye sormaz.Umurunda degildir çünkü ne düşündüğünüz.
Otuzunu aşmış bir kadın TV deki maci seyretmek istemiyorsa, söylene söylene TV `nin karşısında yanınızda oturmaz.
Yapmak istediği bir şeyi yapar. Ve bu genellikle daha enteresan birseydir.
Otuz yaşını aşmış bir kadin kendini yeterince iyi tanir ve kendinden emindir.Kim oldugunu, ne olduğunu, ne istedigini, ve kimden istedigini bilir.
Otuzunu aşmış cok az kadın onun hakkında ya da yaptıklari hakkında ne düşündüğünüzü önemser.
Otuz yaş üstü kadın çoğunlukla büyük aşklara, ömür boyu sürecek bağliliklara doymuştur.Hayatında en son ihtiyacı olduğu şey bir başka mız mız, devamlı söylenen, ne yapacağına karışan, yapışkan bir aşıktir
Otuzunu aşmış kadın, ağırbaşlıdır.Bir davetin ortasında ya da pahali bir restoranda sizinle çiglik çiğliğa kavga etmesi çok nadirdir.
Ha tabi hakettiyseniz, size vururken de hic tereddüt etmez, sonuçlarına katlanmayi da planlayarak..
Otuzunu aşmış kadın ovguler yagdirmakta cok bonkordur, cogu hak edilmemis bile olsa.Çünkü takdir edilmemenin ne oldugunu iyi bilir.
Otuzunu aşmış kadın sizi bayan arkadaslariyla rahatlikla tanistiracak kadar kendine guvenir.Daha genc bir kadin, en iyi arkadasini bile gormezlikten gelebilir, yanindaki adama guvenmedigi icin. Kadinlar yaslari ilerledikce medyumlasirlar.Ona gunah cikarmaniza Hic gerek yoktur.Onlar her haltınızı bilirler.

Otuz yaşını aşmış bir kadin Kıpkırmızı bir ruj sürdüğünde bu ona cok yakisir.Ama daha genc kadinlarda boyle degildir.Çig durur.
Otuz üstü kadınlar açıksözlü, doğrucu ve dürüsttürler. Onun icin ne anlam tasidiginizi merak etmenize gerek yoktur.Ne kadar geri zekali oldugunuzu bir çirpida acik acik soyleyiverir eger bir geri zekali gibi davrandiysaniz.

Etiketler: , ,

/div>
<


<

Evliliğinizin huzur içinde sürmesi için neler yapmanız gerektiğini biliyor musunuz?Eleştiri"Sen hep ...


Evliliğinizin huzur içinde sürmesi için neler yapmanız gerektiğini biliyor musunuz?Eleştiri"Sen hep böylesin. Zaten bir gün bile olsun beni dinlemedin. Hep bağırıyorsun. Beceriksizsin. Filanın eşinden ibret al. Beni üzmekten zevk alıyorsun" şeklindeki ifadeler, eşi suçlayıcı, yargılayıcı ve kırıcı eleştirilerdir. Oysa iletişimde "ben" dilini kullandığımızda eşimize şöyle diyebiliriz: "Ben bu sözünden veya davranışından dolayı çok üzüldüm, hayal kırıklığı yaşadım." Bu ifade daha yumuşak olduğundan, ayrıca kişide oluşturduğu duyguyu da olaya yansıttığından eşi olumlu yönde etkileyebilir.

Genelleme
"Hep böylesin. Böyle yaparsın. Zaten senden başkası da beklenmez. Bencilsin. Hiç değişmiyorsun. Bu huyunu annenden, babandan kapmışsın. Bir gün de iyi yanını göremeyecek miyim?" tarzındaki ifadeler, eşi bir kalıba sokan ve damgalayan ifadelerdir. Mantıksal olarak düşündüğümüzde, madem ki eşiniz söylediğiniz gibi "hep öyle", yıllardır değişmiyor; peki siz ne oranda değiştiniz? İşe kendinizi değiştirmekle başlayın.

Aklını okumak
Evlilikte ilişki bozulmaya ve mutsuzluk ortaya çıkmaya başlayınca araya mesafeler girer. Sürekli kavga, üzüntü, bir noktada çiftleri sessizliğe ve kendi dünyalarına iter. Fakat burada sözlü iletişim yerine sözsüz iletişim, yani davranışlardan anlamlar çıkarıp, eşi yargılama süreci başlar. "Hah yine kızdın. Bakışlarından anladım. Sen öyle demek istemedin. Senin kafanın içinde neler var, çok iyi biliyorum." Tarzındaki yaklaşımlar, eşin jest ve mimiklerinden, hal ve hareketlerinden anlamlar çıkarmaya yöneliktir.

İşi yokuşa sürmek
Zamanla eşlerden birinde olumlu bir değişiklik olmuştur veya gittikleri doktor dinlenilmiş ve kişi olumsuz bir davranışından vazgeçmiştir; diğer eşin: "10 yıldır sana söyledim, ama beni dinlemezsin; sonunda dediğime geldin. Başkası deyince daha mı kıymetli oluyor?" biçimindeki konuşmaları, eşi üzen ve geriye döndürebilecek tarzdadır. Oysa; "Bu değişiklikten dolayı çok mutluyum, sevinçliyim. Gel beraber plan yapalım; başka nelerimizi değiştirebiliriz, onları konuşalım" tarzında bir diyalog kurulursa olumlu değişiklik pekişir ve devamı için de teşvik edilmiş olunur.

Geçmişi hatırlatmak

Herkesin evliliğinde, geçmişte yaşadığı olumsuz bir anısı vardır. Aile kavgaları, kırgınlıklar, ihanetler, küçük düşürmeler ve hayal kırıklıklarıdır. Geçmişte yaşanan kötü anıyı sürekli gündeme getirmek sıkıntı doğurur ve sorunları pekiştirir.

Hep haklı olmak
Hatalar, yanlışlıklar iki taraftan da kaynaklandığı halde "Kim daha haklı?" diye adeta "mahkeme" kurulur. "Evliliğimiz boyunca kavgaları hiç ben başlatmadım. Sen hep bana kötü davrandın, beni aşağıladın. Bütün sorunlar senden kaynaklanıyor." Bu tarz kalıp sözler, tıkanan evliliklerin klasik sözleridir. Oysa önce kendimize bakmamız ve "Ben nerede hata yapıyorum, yanlışım ne olabilir?" diye düşünmek gerekir. Sürekli karşı tarafı haksız görmek işin kolaycı yönüdür.

Sorumluluk
Aile yükünün tek tarafa yüklenmesi kişiyi aşırı strese sokup gergin ve öfkeli yapabilir. Bu yüzden hiçbir cinsiyet ayırımı gözetmeksizin yapılacak işleri ortaklaşa yapmaya gayret etmek gerekir. Diğer yandan, ilişkideki bozulmadan dolayı "Sen beni zorluyorsun, çıldırtıyorsun; bu yüzden öfkeleniyorum" yerine, "Seninle ilişkimde zorlanıyor ve bazen öfkemi kontrol edemiyorum" tarzında konuşulsa, kişi kendisini de ortaya koyuyor ve sorumluluğu paylaşmış oluyor; böylece eşi suçlamıyor, soruna dikkat çekip, üzerinde düşünülmesi gerektiği mesajını veriyor.

Mantıksal yaklaşım
"Ya bana iyi bir neden göster, söylediklerimi çürüt, ya da beni kabul et." Yaklaşımı evlilikle iş ilişkisini karıştırma yaklaşımıdır. Evlilikte roller, duygular, cinsellik ve birçok değişken rol oynar. Kendimizi "temize çıkarma"da mantık olayını ileri sürmek kendi kendimizi aldatmaktan ibarettir.

Sözünü kesmek
İletişimde en önemli husus, konuşan insanı sonuna kadar dinlemek, çok gerekliyse aralarda girmektir. Dinlememiz, anlamamız ve kendimizi anlatmamız gerekiyor. Bunun yolu da saygıyla dinlemek ve ses tonunu yükseltmemektir.

Terapist yaklaşımı
Eş, ne kadar ilgili ve tecrübeli olursa olsun, kendisini doktor yerine koymamalı; çünkü bir şey değişmez, eşi kendisini dinlemez ve dirençle karşılaşır. Bu yüzden "iyi bir eş, arkadaş, sevgili" nasıl olursa, ona öyle davranmalıdır.

Etiketler: , , , , , ,

/div>
<


<

Bir çok anne baba adayı, bebek sahibi olmayı düşündüğü andan itibaren bebeklerinin cinsiyetlerini ön...
Bir çok anne baba adayı, bebek sahibi olmayı düşündüğü andan itibaren bebeklerinin cinsiyetlerini önceden belirleyebilmek için bir çok yöntem uygulamaktadır. Aslında şu an dünyada bebeğin cinsiyetini kesin belirleyecek bilimsel bir yöntem bulunmamaktadır. Belki de, doğanın bu mükemmel dengesini bozmamak için de böyle kalması en doğrusudur. İnsanlar çok eski zamanlardan beri özellikle "erkek çocuk" için sürekli bilimsel yöntemler geliştirmişler ve her türlü yöntemi de denemişlerdir. O zamanlardan bu zamana kadar gelen bu yöntemler, teoriler ve görüşler ispatlanamamış ve geçerliliğini koruyamamıştır.
Bebeğin Cinsiyeti Nasıl Belirlenir?
Bebekler, kadınların yumurtalarının erkeğin spermi ile birleşip yani döllenip, döllenmiş yumurta olarak kadının rahmine yerleşmesi ile oluşurlar. Bebeğin cinsiyetinin belirlenmesi de bu döllenme sırasındaki spermin karakterine göre oluşur. Spermlerde iki farklı karakter vardır. Bunlar; X karakteri (dişi bebek oluşturan sperm) ve Y karakteri (erkek bebek oluşturan sperm) dir.
Kadında ise yumurtada sadece ve herzaman X karakteri vardır. Bu durumda, babadan gelen sperm Y karakterli ise, annedeki X karakterli yumurta ile birleştiğinde XY yani erkek bebek oluşur. Eğer, babadan gelen sperm X karakterli ise, annedeki X karakterli yumurta ile birleştiğinde XX yani kız bebek oluşur. Yeni oluşan canlının kromozom kodu erkek ise 46-XY, dişi ise 46-XX olarak ifade edilir.
Kısacası bebeğin cinsiyetini her zaman erkeğin sperminde bulunan kromozom belirler. Kadının bu konuda hiçbir katkısı yoktur. Bebeğin cinsiyetini daima baba belirler. Erkek çocuk doğuramadı diye tek suçlu görülen kadınlar yıllar boyu eşlerinden ve ailelerinden tepki görmüşlerdir. Oysa görüldüğü gibi durum tam tersidir.
Hangi spermin yumurtayı dölleyeceğini binlerce farklı etken belirler ve bunlar her zaman koşullara göre çok farklılıklar göstermektedirler. Bu nedenle, bu yüzyılda ve bu teknolojide tek geçerli olan, bir bebeğin cinsiyetini belirleyen spermin seçimindeki tek faktör doğadır.
Çeşitli bilimsel temelleri olan ancak etkinliği düşük olan

yöntemler, bebek isteyen aileler tarafından uygulanmaktadır.
Bunlardan tıbbi müdahale gerektirmeyenleri şunlardır:
Shettles Metodu
Bu yönteme göre; Y kromozomu taşıyan erkek sperm, X kromozomu taşıyan kız spermine göre daha hızlı hareket eder. Fakat, X kromozomu taşıyan kız spermleri, Y kromozomu taşıyan erkek spermlerinden daha uzun yaşamaktadır. Dolayısıyla tam yumurtlama zamanında ilişkiye girilirse hızlı olan erkek spermler yumurtaya daha çabuk ulaşıp dölleyebilecek ve erkek bebeğin temelleri atılmış olacaktır. Oysa, yumurtlama zamanından 2-3 gün önce ilişkiye girildiğinde, erkek spermler yumurtlama zamanına kadar yaşayamadıkları için sadece kız spermler kalacak ve yumurtayı onlar dölleyebilecektir. Bu kez kız bebeğin temelleri atılmış olacaktır. Yine bu yönteme göre; yüzeysel ilişki ile kız, derin cinsel ilişki ile erkek olma ihtimali artmaktadır. Yumurtlama zamanını anlamak için de, piyasada bulunan çeşitli testler satın alınabilmektedir.

BabyChoice Metodu

Bu yönteme göre; anne yumurtasındaki zar X veya Y kromozomu taşıyan spermleri dönem dönem kabul ya da reddettmektedir. X kromozomları "+" yük taşımakta, Y kromozomları "-" yük taşımaktadır. Buna göre de, yumurta zarı ve sperm arasındaki etkileşim annenin biyolojik saatine göre değişmektedir. Kısaca, annenin yumurta zarındaki alıcıların hangi günlerde X kromozomlu spermleri, hangi günlerde Y kromozomlu spermleri kabul edeceğini bulan metotdur diyebiliriz. Yumurta hücresinin yılın 70-80 günü boyunca Y spermini, 70-80 gün boyunca X spermini, diğer günlerde ise her iki spermi de içeri kabul edebilecek özelliklere sahip olduğunu varsaymaktadır. Çiftlerin kendileri ile ilgili vercekleri bazı detaylı bilgiler ile onlara özel bir BabyChoice takvimi hazırlanır. Bu takvimde, hangi cinsiyet için hangi günlerde ilişkiye girilmesi gerektiği yazmaktadır.
Prekonsepsiyonel (Gebelik Öncesi) Beslenme Metod

Bu yönteme göre; hem annenin hem de babanın alkalen gıdalarla beslenmesi erkek bebek, asit gıdalarla beslenme ise kız bebek sahibi olma şansını artırmaktadır. Buna göre anne adayı gebelikten 2 ay önceden; et, balık, sebze, çikolata, tuz, tereyağı, kayısı, yulaf, pirinç besinlerini tüketirse erkek bebek ihtimalini artırmaktadır. Süt, peynir, fındık, fıstık, brokoli, lahana, fasulye, bal, pırasa, badem besinlerini tüketirse kız bebek doğurma ihtimalini artırmaktadır. Bu besinler vücudun elektrik yükünü alınan besinlere göre "+" ya da "-" yönde etkilemektedir. Genel olarak bu yöntem yine BabyChoice methodunu da desteklemektedir.
Bu bilimsel temelleri olan yöntemlerin haricinde halk arasında uygulanan başka yöntemler de bulunmaktadır. Bunlardan bir kaçı

Çin Takvimi Metodu

Bu yönteme göre; belirli yaşlardaki kadınlar belirli aylarda cinsel ilişkiye girdiğinde bebeklerinin cinsiyetlerini belirleyebilirler. Takvimde anne adayının gebe kalacağı yaş ile gebe kalıncak ayın kesiştiği kutuda yazan cinsiyet bebeğin cinsiyetini göstermektedir. Bu metoda göre tek yapılması gereken, yaşınıza göre istediğiniz ayı seçerek yumurtlama zamanında cinsel ilişkiye girmek.
Ay Takvimi Metodu
Bu yönteme göre; erkek bebek isteyen çiftler, geceleri çeyrek ay varken, ayın tek günlerinde cinsel ilişkiye girmelidirler. Eğer çift kız bebek istiyorsa, akşamüstü dolunay zamanı, ayın çift günlerinde ilişkiye girmelidir.
Cinsel İlişki Metodu
Bu yönteme göre de; erkek bebek için, baba adayı cinsel ilişki esnasında daha istekli ve aktif olmalı, anne ise ilişki sonrası kalkmayıp uzanmalıdır. Kız bebek için, kadın altta olmalı ve daha istekli olmalıdır.

alıntı netten

Etiketler: , , , ,

/div>
<

<Çocukların farklı dünyası: Otizm/a>


<


Eğer çocuğunuza otizm teşhisi yeni koyulduysa, büyük ihtimalle şu anda oldukça karmaşık duygular içindesiniz. Otistik çocuğunuzla birlikte hayatınızın geri kalan kısmını nasıl geçireceğinizi ve otizm ile yaşamaya nereden başlayacağınızı bilemiyorsanız; bu yazıyı mutlaka okuyun.

Çocukların hemen hemen tümü oyun oynarken çok mutludur. Tüm enerjilerini buna harcar ve hayal kahramanlarını kendileriyle özleştirmekten büyük zevk duyarlar. Ancak çevremize dikkatli gözlerle baktığımızda hayat dolu çocukların yanı sıra bunların tam tersi durumda olan ve hiçbir şeye ilgi duymayan çocukları da görmemiz mümkün. Bunların hepsi toplumdan uzak durmayı seçerler. Bu şekilde ilgisiz, oyun oynamayan, konuşmayan çocuklar otistik olarak adlandırılırlar. Aslında otistik dediğimiz çocuklardaki bu durumla yeni bebek sahibi aileler doğumdan sonraki iki ay içinde karşılaşırlar. Bebekler etrafa donuk gözlerle bakar ve her şeye ilgisizmiş gibi görünebilirler. Ama bu bir süreçtir ve bebek birkaç haftalık olduğunda geçip gider. Ancak otistik olan çocuklar bebekliklerinden başlayan bu durumu sona erdirmeyip devam ettirirler. Aslında çocuğunuzun otistik olup olmadığını anlamak hiç de zor değil. Bebekliklerinden başlayarak oyun oynamak istemeyen, annesi ve babasıyla konuşmayan, sürekli somurtan çocuklar otistiktir. Genel olarak birçok aile çocuğunun otistik olduğunu fark eder, ama bazen onunla ilgilenmekte oldukça zayıf olan aileler bunu fark etmeyebilir.

Otizmin nedenleri
Bir taraftan otizmin gelişimsel bir hastalık olduğu düşünülürken diğer taraftan da nedeni konusundaki araştırmalar devam ediyor. Hastalıkla birlikte zeka geriliği ve epilepsi (sara) nöbetlerinin sık görülmesi de biyolojik nedenlerin daha ön planda olduğunu gösteriyor. Ancak kardeşler ve ikizler üzerinde yapılan araştırmalar, genetik faktörlerin önemli olduğunun altını çiziyor. Uzun yıllar otizmin nedeni olarak anne - bebek arasındaki iletişimsizlik konu edilmiş ve annelerin çocukla duygusal ilişki kurmada yetersizliklerini anlatmak için ‘buzdolabı anne’ yakıştırması yapılmış. Fakat daha sonra aynı anne - babadan doğan diğer çocuklarda benzer sorunların olmaması ve tüm otistik çocukların annelerinin de ‘buzdolabı anne’ modeline uymaması bu görüşü destekleyen verilerin yetersiz kaldığı fikrini doğurdu. Otizmin ensefalit (beyin iltihabı), frajil x sendromu (genetik zeka geriliği), fenilketonüri (aileden kalıtım yoluyla geçen zeka geriliği) ve doğumsal kızamıkçık enfeksiyonu gibi bazı tıbbi durumlarla birlikte daha sık görülmesi, hastalığın nedenini nörobiyolojik alanda arama zorunluluğunu gündeme getirdi. Kısaca, görüldüğü gibi otizmin nedenleri hakkında somut bir açıklama henüz yapılamıyor.

Otizmin belirtileri
Kendi kendine şiddet kullanma.
Çevresindeki hiçbir çocukla ilgilenmeme ve sürekli yalnız kalma isteği.
Anlaşılmayacak şekilde konuşma ve anlamsız sözcükler söyleme.
Duyduklarını ve gördüklerini sürekli tekrarlama.
Kendisiyle ilgilenilmesini ve insanlarla karşı karşıya gelmeyi istememe.
Kendi yaşıtlarına göre konuşmada gelişememe.
Yeniliklerden hoşlanmama.
Farklı şekillerdeki cisimlere bağlılık gösterme.
Şüpheci olma ve gerilimde bulunma.
Nedensiz ağlama ya da gülme.
Hatırlama ve ezberleme gibi yeteneklere sahip olma.

Aileye önemli görevler düşüyor
Çocukların otizm olmasının nedeni tam olarak bilinmiyor. Bu nedenle de bugün için otizmin kesin bir tedavisi bulunmuyor. Ne yazık ki hastalık hayat boyu süren kalıcı bir hal alabiliyor. Ancak gerek yaşla, gerek erken müdahale ile belirtilerin sıklığında ve şiddetinde değişiklikler görülebiliyor. Otistik çocukların tedavisinde en önemli rol aileye düşüyor. Bu yüzden böyle bir çocuğa sahip olan ailelerin konu hakkında bilgi sahibi ve sabırlı olmaları gerekiyor. Çünkü çocuklarına ancak bu şekilde fayda sağlayabilirler. Bunun yanı sıra bazı davranış bozukluğu görünen çocuklarda ilaç tedavisi uygulanıyor. Yapılan bu tedavinin en önemli bölümü çocuğa uygulanan eğitim programıdır. Bu program, onu çevresine yakınlaştırırken ilişkilerini de kuvvetlendirir. Ancak sadece zeka seviyesi çok düşük olmayan çocukların eğitimle tedavilerinde başarılı olunmuştur. Bunun tam tersi olan çocukların gelişme gösteremedikleri de bilinmelidir. Bu tür tedavilerde sonuca ulaşmak için oldukça uzun süre beklemek gerekir. Ayrıca tedavilerin kesinlikle konu hakkında uzman kişiler tarafından yapılması çok önemli.

Otizm ve zeka geriliği arasındaki fark nedir?
Zeka geriliği olan bireylerde dengeli bir beceri gelişimi sağlanabilirken, otistik bireyler dengesiz beceri gelişimi gösterir. Otizm, belirli konularda yetersizlik - genellikle diğer insanlarla iletişim ve ilişkilerde - ve bazı alanlarda da olağanüstü beceriklilik olarak kendini gösterir.

Etiketler: , , , , ,

/div>
<


<
Filmin adı : BEYAZ MELEK
Yönetmen :
Mahsun Kırmızıgül
Oyuncular :
Mahsun Kırmızıgül, Erol Günaydın, Ali Sürmeli, Gazanfer Özcan, Yıldız Kenter, Nejat Uygur, Fadik Sevin Atasoy, Yavuz Bingöl, Sarp Apak, Zeynep Tokuş

Beyin kanseri olan Ahmet (Arif Erkin) kemoterapi görmesi için oğulları Ali (Mahsun Kırmızıgül) ve Reşat (Sarp Apak) tarafından stanbul’a getirilmiştir. Ahmet ağır tedaviye daha fazla katlanmak istemediğinden hastaneden kaçar ve kendini bir huzurevinde bulur. Huzurevi sakinleri, Ahmet’in çocukları tarafından terk edildiğini sanarak orada kalması konusunda ısrar eder. Zorlukla konuşabilen Ahmet durumu kabullenir. Ahmet’in misafir olduğu günün hemen ertesinde huzurevi sakinlerinden Yaşar Hoca (Bilge Zobu) ve Nebahat (Lale Belkıs) evlenecektir. Ahmet, çiçeği burnunda çifti balayı için Diyarbakır’daki köyüne davet eder. Üstelik diğer huzurevi sakinleri de bu geziye davetlidir. Hep beraber kiraladıkları bir minibüsle yola çıkarlar. Onlar için asıl macera bu yolculukla birlikte başlayacaktır.

Etiketler: , ,

/div>
<


<


Birleşik Arap Emirlikleri'nin gözbebeği Dubai, zenginlik fışkıran görkemiyle tüm dünyayı büyülüyor. 7 yıldızlı yelken oteli Burj El Arab ile tanınan Dubai'de çok sayıda lüks otel bulunuyor. İşte, Times Gazetesi'nin seyahat yazarı Robert Lyndhurs'un seçtiği en iyiler....

Shangri La Dubai
Kentteki en iyi havuzlardan birine sahip olan otel, kendi içindeki Asya restoranı ile çok ünlü. Ailelerden ziyade iş adamlarının uğrak yeri olan Shangri La Dubai'de bir gece kalmak isteyenlerin 900 YTL ödemesi gerekiyor.
Le Meridien Mina Seyahi
Belki Dubai'deki oteller arasında en mükemmel olanı değil ama makul fiyatları ile aileler için ideal olan tatil mekanı, havuz ve deniziyle öne çıkıyor. Hemen dışında iki outlet bulunan otel, Yeni Dubai'nin merkezinde yer alıyor.

Park Hyatt
Havaalanına ve kent merkezine 5 dakika uzaklıkta olan otel; panaromik bir Arap ve Afrika dizaynına sahip. 8 tane özel Spalı odası mevcut.

Grosvenor House
45 katlı otel Dubai marinası içinde yer alıyor ve kentin olağanüstü savurgan görüntüsüne göre bile şık duruyor! Camdan bir kaleyi andıran roof barı konuklarına bol para harcatırken, otel çiftler için ideal bir seçenek olarak tanınıyor.
Madinat Jumeriah
Eğer dünyanın tek yedi yıldızlı oteli Burj El Arab'ta kalacak kadar zengin değilseniz; 867 odalı Jumirah tam size göre. Lüks plajı ve kendinizi inzivaya çekebileceğiniz huzurlu ortamı ile evden uzak olduğunuzu hissettiren otelin 20 restoranı var.

Emirates Towers
Güzel servisli restoranları ve dekorasyonu ile dikkat çeken otel, havaalanına çok yakın olduğu için konuklarına trafik problemi yaşatmıyor.

Ritz Carlton
Ritz Carlton Dubai kentin en iyi otellerinden birisi ancak hemen yakınındaki Jumeriah Beach Residence onu biraz gölgede bıraktı. Avrupa stili dekorasyonu ve sessiz ortamı ile huzurlu bir tatil için en iyi olan Ritz Dubai; The Sheraton ve Marriot'un yatak konusunda en ciddi rakibi.

Etiketler: , , , , ,

/div>
<


<

BEN BALIĞA ÇIKIYORUM: Ben, elimde bir çubukla bütün gün sandalda oturacagim, kusana kadar içicegim ve denizde yüzen baliklari izliyecegim

BU ERKEKLERI ILGILENDIREN BIRSEY: Bunun bilinen bir mantikli açiklamasi yok, bosuna ugrasma, hiçbir mantik kalibina sokamazsin.

YEMEGE YARDIM EDEYIM MI?:
Yemek neden hala masaya gelmedi?

EVET TATLIM... HAKLISIN SEVGILIM: Çevirisi yok.. Onlar bu sözleri periodik olarak söylemeleri için sartlandirilmistir.
ELBETTE SENI DINLIYORDUM TATLIM; SADECE AKLIMDA BIR SÜRÜ KARMASIK IS VAR: Su karsidaki kizil bombanin içinde sütyen var mi, yok mu kafam ona takildi da!

SEVGILIM BIRAZ ARA VER, SABAHTAN BERI EVI TEMIZLEYECEGIM DIYE HELAK OLDUN: Su elektrikli süpürgeyi artik sustursan iyi olacak, filmin içine ettin!!

HMMM... EVET ÇOK ILGINÇ HAYATIM: Sen hala konusuyor musun?

SENI DÜSÜNÜYORDUM VE SANA BU GÜLLERI GETIRDIM CANIM: Kösebasinda gülleri satan kiz tam bir afetti.

ENDISELENME TATLIM, ALT TARAFI KÜÇÜK BIR KESIK: Aslinda tam damari kestim ama geberecegimi bilsem, canimin ne kadar acidigini itiraf etmeyecegim.

HEY BUNUN IÇIN NEDENLERIM VAR: En kisa zamanda iyi bir tane bulsam iyi olucak

TABII KI SENI DUYDUM TATLIM: Ne söyledigin hakkinda hiçbir fikrim yok ve umarim dinliyormus gibi yaptigimi anlayinca, 3 saat bagirip çagirmazsin

BILIYORSUN GÜZELIM, BEN BASKASINI SEVEMEM: Senin çigliklarina bile zar zor alistim ve daha kötüsüyle karsilasma riskini göze alamam.

MUHTESEM GÖRÜNÜYORSUN: Tanrim ne olur bu denedigin son elbise olsun yoksa kalp krizi geçiricegim.

Etiketler: , ,

/div>
<


<

Birlikte oldugunuz insanin yalan söyleyip söylemedigini anlamak hiç de zor degil. Beden dilinin inceliklerini ögrenip, iyi bir gözlemci olursaniz 'gerçege' giden yolu bulursunuz
Psikolojik tekniklerle insanlarin gerçek düsüncelerini okuyabilen Derren Brown, "Bedenlerimiz degismez bir sekilde, gerçekte nasil hissettigimiz hakkinda ipuçlari veriyor. Neye baktiginizi bildiginiz takdirde, herhangi birisinin beden hareketlerinden yalanci oldugunu kolayca anlayabilirsiniz" diyor. "Body Language-Vücut Dili" adli kitabin yazari Allan Pease de insanlarin beden dillerinin gerçek düsüncelerini kesinlikle ortaya koydugunu iddia edenlerden. Siz de Brown ve Pease'in önerileriyle, sevgilinizin kafasindan neler geçtigini anlayabilirsiniz...


El saklama
Birisiyle samimi oldugumuz zaman, ellerimizi görünür kilariz ve avuç içlerimiz yukariya dogru döner. Ama yalan söyledigimiz zaman ellerimizi arkamiza veya ceplerimize saklama egilimi gösteririz. Erkek arkadasinizin sizden bir adim geride gitmesi, konustugu konudan rahatsiz oldugu hakkinda bir sinyal olabilir.


Burun kasima
Burun kasima, beyaz yalanlarin klasik isaretidir. Yine de, sevgiliniz sizden gerçekleri saklarken, büyük bir olasilikla gözlerine, kulaklarina, dudaklarina dokunuyor olabilecegini biliyor muydunuz? Erkekler gerçegi söylemedigi zamanlarda elleriyle yüzlerine dokunuyorlar. Bu bedenlerinin, yalanlarina karsi koyus biçimi.


Yutkunma
Bedenlerimizin yalanlarimiza bir diger karsi koyus biçimi ise bogazimizin islevlerini yerine getirmesini kisitlamak. Bu da konusmayi zorlastirir, yani eger birisi yalan söylüyorsa sözcükleri disariya çikarmak için sik sik yutkunur veya dudaklarini yalar.

Göz hareketleri
Iste yalani gözlerden yakalama teknigi: Bu konuda yapmaniz gereken ilk sey, sevgilinize cevabini bildiginiz sorulari sormak. Birlikte oldugunuz zaman yaptiginiz bir seyi sorun, örnegin "Ne yemistin" veya "Nereye park etmistik?" gibi. "Cevabi düsünürken, gözlerinin nereye gittigini izleyin. Her zaman için bir yönde giderler, bu da onun yöntemidir.
Erkek arkadasinizin konusmasi bittikten sonra baktigi yerler, söylediklerinin dogru mu yalan mi oldugu konusunda ipuçlari veriyor. Örnegin, asagi dogru bakma, hisleri açiga çikaran bir durum. Pek çok insan yalan söyledikten sonra kendini suçlu hissediyor, bu nedenle farkinda olmadan, karsisindakinin düsündüklerini kontrol etmek için gözlerini yukaridan asagiya süzüyor.


Öksürmek
Eger sevgilinize nerede oldugunu sordugunuzda siddetli bir öksürük nöbetine yakalaniyorsa, bu iyi bir isaret degildir. Yalandan öksürme, klasik aldatma teknigidir. Beden yalana karsi koymaya çalisir, öksürmek veya bogazini temizlemek hikaye uydurmak için zaman kazanma sansini artirir.


Hizli konusma
Sevgiliniz tane tane mi konusuyor, yoksa hizli mi? Uzmanlara göre, ne kadar hizli konusursa, yalan söylediginden o kadar fazla kuskulanabilirsiniz. Genel kaniya göre, insanlar hizli konustuklarinda yalanlarinin ortaya çikmayacagini düsünüyorlar.


Nefes alip verme
Iste size süper bir ipucu daha... Yalan söyleyen birinin rahat nefes alamadigini sakin unutmayin. Baski altinda oldugu zaman, karnindan nefes almayi birakip, gögsünden nefes alir.


Gülmek

Pek çok insan yalan söylediginde ilk basta rahatlar. Bunun etkisi sesine de yansir. Yüksek sesle konusur ve daha neseli olur.

Etiketler: , , , , ,

/div>
<


<
Konfüçyus'un Aşk Öğütleri

1- Tedavi edilemez derecede romantik olun.
2- Birlikte kitap okuyun, elele tutusun ve birlikte düzenli yürüyüslere çikin.
3- Gülümsemeler bulasicidir. Ona da bulastirin.
4- Güvenilir bir sirdas olun ve onu hiç kimseye sikayet etmeyin.
5- Onun en sevdigi çiçegi, rengi, müzigi, siiri ve yazari bilin.
6- Ona, beklemedigi hos sürprizler yapin. Hiçbir neden yokken de kart ya da küçük ask notlari yollayin.
7- Birbiriniz için özel ve gizli takma adlar bulun.
8- Ask, birlikte saçmalamaktir. Arada bir, birlikte sonuna kadar saçmalayin.
9- Kimin hakli oldugunu tartismayin, neyin dogru olduguna karar verin. Her tartisma sonunda baris anlasmasini bir öpücükle imzalayin.
10- Sevdiginizi yalnizca onun duyabilecegi biçimde elestirin. Övgünüzü ise bütün dünyaya duyurun.
11- Bedeninize iyi bakin. Daima saglikli ve dinç olmayi hem kendinize hem de ona borç bilin.
12- Bir kucaklasmadan ilk ayrilan siz olmayin.
13- Es seçmek kitap seçmeye benzer, iyi tasarlanmis bir kapak ve cilt ilginizi çekebilir. Icerigi saglam olmadikça sonunu getirmek zordur.
14- Ask için evlenin. Hem esinizin hem de kendinizin en iyi arkadasi olu
n

Etiketler: , , , , ,

/div>
<


<



Her şey bitti!.. Sevgiliniz sizi terk etti. Bundan sonra sizi nelerin beklediğini bilmiyorsunuz... Çok ağlayıp, çok üzülseniz de bilin ki o geri dönmeyecek

KENDİNİZİ
üzgün hissediyorsunuz. Daha da önemlisi çok kızgınsınız... Ama ilk önce yasadıklarınızı özümsemek ve çektiginiz acilari unutmaniz gerekiyor. Biten iliskinin ardindan yeni bir hayata baslamak için belki birkaç haftaya, belki de birkaç aya ihtiyaciniz var. Hiç süphesiz bu dönemi atlatabilmek için elinizden geleni yapacaksiniz. Iste size birkaç öneri...

ÖFKEYİ DIŞA VURUN
Belki sinirinizi bağırıp çağırarak yenemeyeceğinizi düşünüyor olabilirsiniz, hatta bunun oldukça banal olduğuna da inanabilirsiniz. Ama emin olun hiçbir sey elinize geçenleri yere fırlatmaktan, etrafa yumruklamaktan daha çok rahatlatamaz sizi! Önemli olan hislerinizi dışa vurabilmeniz...


YASASIN ÖZGÜRLÜK
Simdiye kadar yapmaya firsat bulamadiginiz hayallerinizi gerçeklestirin. Daha önceleri vakit ayiramadiginiz hobilerinizi hayata geçirin. Sevgilinizin kedilere karsi alerjisi mi vardi? Hemen kendinize bir kedi alin. Ya da sevgilinizin boy kompleksi mi vardi? O zaman vitrinde gördügünüz yüksek topuklu ayakkabilarin alinma vakti gelmistir. Unutmayin siz artik özgür bir insansiniz.


İNTİKAMI UNUTUN
Biten bir iliskinin ardindan, terk edilen tarafin ilk aklina gelen öc almaktir. Ancak öc alamak size sadece zaman kaybettirecektir. Ama eger nasil öc alacaginizi düsünmek hosunuza gidiyorsa hayata geçirmeyeceginiz planlar kurmanizda bir sakinca yok.


DOSTLARINIZI ARAYIN
Artik özgürsünüz ve kendi arkadaslarinizla daha sik vakit geçirebilirsiniz. Özellikle ne zamandir aramayi düsündügünüz, ancak her zaman baska bir isiniz çiktigi için iletisim kurmadiginiz dostlarinizi arayin. Kiz arkadisinzla her zaman ertelediginiz alisverisi yapin. Ayrica gardrobunuzu yenilemek size de iyi gelecektir.
Kiz arkadaslarinizla sohbet etmek, bira içip, televizyon seyretmek sizi sakinlestirir. Kizlarla dedikodu yapmak da sizi karamsar ruh halinden kurtarip, neselendirir...



Benim yerime birini koyamayacaktın ve ben bunu zaten biliyordum

Sen benim yerime birini koyamayacaktın ve ben bunu zaten biliyordum...Ama keşfetmek istedin sen. Sokaklarda kaybolup sonra yine bana, o seni kucaklayan sıcacık kalp yuvana geri dönmek istedin. Ne kadar çamura bulanırsan bulan; seni temizleyip paklayacak olan nasılsa hep bendim.

Beni severdin. Hem de çok. Ama bir avcunun içinde korurken beni, sen hep sana ait olası yeni bir şeyler arardın. Daha çok, daha renkli ne varsa gözünü birinden diğerine kaydıra kaydıra ruhunu neşelendirirdin.Biz bunu seninle hiç tartışmadık bile.
Ama günün birinde beni sıkıca içinde tuttuğun avuç aniden gevşedi... Yüzüne baktım, gözlerin bana farkındalığını yitirmiş, eşsiz bulduğun birşeyi takipteydi...Ben, bir küçük parmak kız, atladım avucundan.Silkelendim.Unutularak terkedilmenin yakıcılığını söndürdüm tenimde.

İlk defa yerimi bir başkasına vermiştin.Yerime onu yerleştirmiş, sevdiğim yemeği, giydiğim hırkayı ona sunmuştun.Herşey bir kenara, sen aslında ona ‘ben’ olma hakkı vermiştin.
Yeni gelen sevmemişti tabi bana serin bir baharda aldığın o kötü renkli hırkayı.(Zaten bana da o hırkayı sevdiren örgüsü değil hatırasıydı. Ki o da, yalnız benim aklımdaydı... )
Çok geçmeden acıyla farkettin ki, bir başkası sana ‘ben’ olamayacaktı.
*İlk kez telaşla çaldın kalbimin kapılarını.Kalbimin bir başka yere taşınacağını nereden hesaplayasın...*
Benim yerime birini koyamadın ve ben böyle olacağını zaten biliyordum...Ama kendin görmek istedin sen.‘Çok bilen, çok konuşan ben olmamalıyım’ dedim.Müdehalesizlik lazımdı sana, farkedip sustum.
Sen de; - ne büyük bir ustalıkla - kendi denizinin içinde nefes tutma denemesi yapıp, bir daha çıkamayacağı bile bile dalan dalgıç gibi ; KENDİNİ BOĞDUN...Aptallıklarını yuttun.Tuzlu anıların, kumlu bencilliğin vücuduna doldu...
Aynı denizin sularında izledim seni. Uzaktan gördüm çırpınırken, ama bu kez yardım etmedim.Halin korkunçtu.Ama hayat bu.İki kişilik sandalımda artık senin için yer yoktu.
(Kimseyi kimsenin yerine koyamazsınız. Bu hayatta her hakeden kendi yerini açar... )

Etiketler: , , , , ,

/div>
<

<İSMİNİZİN BAŞ HARFİNE GÖRE AŞK FALINIZ/a>


<



A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z






Aşk Falınızı öğrenmek için lütfen yukarıdan isminizin baş harfini seçiniz.


Etiketler: , ,

/div>
<


<

TÜKETİRKEN DİKKAT ETMENİZ GEREKENLER

Besin değerinin kaybolmaması için sebzeler az suyla, buharlı tencere veya toprak güveç kaplarında zeytinyağıyla pişirilmelidir. Havucu rendelemek B ve C vitaminlerinin kaybolmasına yol açar. Ayrıca sebze ve meyveleri vitaminlerinin kaybolmamısı için kalın doğramak gerekir. Meyveler tok karnına değil, aç karnına ya da yemekten 2 - 3 saat sonra tüketilmelidir.

MEYVELERİN KURUTULMASI Meyveler diğer bitkisel ürünlerden farklı olarak olgunlaşmadan önce toplanıp kurutulur. Böylelikle dayanıklı olmaları sağlanır.

Ağrıyan kemikler:
Havuç, lahana ve maydanoz karışımının suyu.

Baş ağrısı:
Elmayla birlikte karıştırılan kereviz suyu.

Boğaz ağrıları:
Turp + limon.

Ezilme, çürüme:
Portakal suyundaki bioflavonoid kan damarını ve kılcal damarları güçlendirir. Ezik ve çürükler daha çabuk iyileşir.

Grip:
Bir bardak kızılcık suyu ya da elma + kızılcık, elma + üzüm + ananas suyu.

Hemoroid:
İçinde özellikle patates bulunan içecekler öneriliyor. Patates + havuç + elma + maydanoz suyu ya da patates + elma + armut suyu.

Kabızlık:
Patates + havuç + elma + maydanoz suyu iyi bir tercihtir. En çok işe yarayan meyve suyu ise elma + armuttur.

İktidarsızlık:
Lahana, brokoli, kıvırcık yapraklı lahana suyu.

Mide asidi:
Havuç + salatalık + pancar suyu ya da havuç + lahana + kereviz suyu mideyi yatıştırmaya yardım eder.

Mide ülseri:
Lahana ya da patates suyu.

Sakinleştirici:
Havuç ve lahana suyunu karıştırın.

Sindirimi kolaylaştırıcı:
Karnabahar, havuç ve maydanoz suyu.

Yorgunluk:
Tek başına havuç ya da elma, kereviz ve maydanozdan herhangi biriyle birlikte sıkılmış meyve suyu.

Sigara dumanı:
Kereviz ya da çilek suyu.

Uykusuzluk:
Havuç ve kereviz sapının suyunu karıştırın.

Etiketler: , , , , , , , , , ,

/div>
<


<

Aromaterapi, bitkisel yağların tedavi amaçlı olarak kullanıldığı yönteme verilen ad. Binlerce yıllık geçmişi olan aromaterapinin ilk olarak Mısırlılar tarafından mumya yapımında kullanıldığı biliniyor. Organizmada dengeyi amaçlayan aromaterapi, vücut ve zihni uyarmak yoluyla kendi kendini desteklemesi ve iyileştirmesi esesına dayanıyor. Bu yönteme göre; her hastanın kendine özgü bir hastalık seyri ve kişiye özel bir aromaterapik uygulaması bulunuyor. Konunun uzmanı biri tarafından uygulandığında destekleyici tedavi şekli olan aromaterapi, bazı bitki türlerinin yağlarının oldukça zehirli olduğu gerçeği göz önüne alındığında, bilinçsizce yapılması istenmeyen sonuçlara yol açabilecek bir yöntem. Aromaterapik yağların kalp çarpıntısına yol açabileceği, tansiyonu yükseltip azaltabileceği, düşüklere sebebiyet verebileceği düşünüldüğünde, bir uzman denetiminde uygulanmasının önemi ortaya çıkıyor.

NASIL UYGULANIR?

Aromaterapi, uygulamayı yapacak uzmanın sıkıntılarınızın tespit edilmesi ve size gereken terapinin en etkin şekilde verilmesi amacına yönelik sorularıyla başlar. Kullanılacak bitkisel öz yağlar da yapılan bu konsültasyon sonucunda belirlenir. Her btikisel öz yağın belirli özel bir işlevi vardır. Kimi öz yağlar rahatlatırken, kimileri de toksin atmak suretiyle kişiyi canlandırır. Aromaterapi, masajın rahatlatıcı etkisi ile öz yağların iyileştirici özelliklerini birleştirir. Bitkisel öz yağlar, yüzü ve saçı da içeren tüm vücuda değişik masaj teknikleriyle uygulanır.

Etiketler: , , , , , ,

/div>
<


<

Uygulayacağınız bu yöntemlerle basen ve kalça fazlalarınızdan kurtulacaksınız. Altı hafta içinde değişikliği kalça bölgenizdeki değişikliği fark edeceksiniz.
Sihirli yiyecekler
Hazırlayacağınız müslinin tadı oldukça leziz. İçeriğinde badem ve kurutulmuş meyvalar ve tahıllar kadar pek çok vücudunuza faydalı gıdalar bulunuyor. Ancak hepsi bir araya getirildiğinde kalça bölgenizdeki yağları hızla eritip, sizi forma sokuyor. Hazırlanışına gelince: 2 fincan yulaf tanesi, 2 fincan kırılmış fındık, 1 fincan buğday, 1 fincan çekirdeksiz kuru üzüm, 1 fincan ayçiçek tohumu, 1 fincan badem, 1 fincan ince kıyılmış kuru kayısı.

Hazırlanışı
Malzemeleri karıştırıp, blender'dan geçirin. Hazırladığınız karışımı tam 12 porsiyon olacak şekilde eşit parçalara ayırın. Her porsiyonda karışımı bir bardak diyet soğuk süt ilave ederek tüketeceksiniz. Tabii üzerine yarım dilim muz da ekleyebilirsiniz.

Her günkü program
Kahvaltı: Bir porsiyon hazırladığınız müsli, bir fincan süt ve dilimlenmiş yarım dilim muz Saat 11.00: Bir elmaÖğle: Bir porsiyon müsli ve yarım muz Öğleden sonra: Bir avuç kuru üzüm Ana öğün: Meyveyle birlikte temel gıdalarYatmadan önce: Bir portakalMeyveler: Elma, kayısı, iki kurutulmuş erik, bir mango

Ana öğünler
Pazartesi: Bir parça tavuk kanat ya da göğüs ızgara, yeşil salata ve bir meyveSalı: İki yumurtalı omlet, domates ve rendelenmiş havuçla tüketilecek.Çarşamba: Bir çay fincanı büyüklüğünde yer tutan spagetti. Bir meyve.Perşembe: İnce dilimlenmiş bir tavuk göğsü. Haşlanmış havuçla servis yapılacak. Dilerseniz yanına haşlanmış brokoli de alabilirsiniz. Bir meyve. Cuma: Ton balıklı yeşil salata. Bir adet katı pişmiş yumurta. Bir meyve.Cumartesi: Bir parça hindi göğsü, mısırla karışık yeşil salata. Bir meyve.Pazar: 3 dilim rosto edilmiş biftek, havuçlu brokoli salatası ve iki adet haşlanmış patates. Bir meyve

Kilonuzu korumak için yapmanız gerekenler
Sık ama az yiyin.- Aynı saatlerde yemek yiyin.- Kahvaltısız çıkmayın.- Tok karnına uyumayın.- Okurken veya izlerken atıştırmayın.- Yemekten önce su için.- Çay, kahve gibi içecekleri az şekerli veya şekersiz için.- Günde en az 15 dakika spor yapın.- Mümkün olduğunca yürüyün.- Yemek yerken küçük tabaklar kullanın.- Kızartmalardan uzak durun.- Stresten uzak durun.- Az alkol kullanın.

Etiketler: , , , , , , , , , ,

/div>
<


<

Süper kadınların hastalığı olarak adlandırılan ‘fibromiyalji’de hastalar, yaygın kas ağrıları, çarpıntı, migren, ellerde uyuşma, barsak spazmları, gaz şikayetlerinden yakınıyor. Hastalar doktora ‘Her yerim ağrıyor, dayak yemiş gibiyim, sabah bitkin kalkıyorum’ diyerek geliyor. International Hospital İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayda Uluhan, “Bu hastalık daha çok süper kadınların hastalığı. Kesin bir tedavisi yok, hastaya hayata bakışını değiştirmesi, aşırı stresten uzak durmasını öneriyoruz” dedi. Fibromiyaljiye kas romatizması denilse de, ne iltihaplı bir hastalık, ne de romatizmal bir rahatsızlık. Birçok belirtisi var. Hastalığın tam olarak neden olduğu bilinmemekle birlikte, uyku bozukluğu olan kişilerde daha çok görülüyor. Normalde uykunun dört evresi var. Uykunun dördüncü evresine geçemeyen kişilerde vücut gerginliğinin ertesi güne sarkması nedeniyle bu hastalığın oluşabildiğini belirten Dr. Uluhan, şöyle konuştu: “Vücudun sırt, göğüs, kol içleri, dirsekler, kalçalar gibi bölgelerindeki gerginlik noktalarındaki hassasiyet ve ağrı bölgeleriyle kendini gösteriyor. Hastalar doktora her yerim ağrıyor, dayak yemiş gibiyim, sabah bitkin kalkıyorum, hiç uyumamış gibiyim derler. En ağır romatizmada bile hasta her yerim ağrıyor demez, ama bu hastalar her yerlerinin ağrıdığını ifade ederler.”

DOKTOR DOKTOR DOLAŞTIRAN HASTALIK

FibrOmiyalji hastaları esas olarak kas ağrılarıyla doktora gidiyorlar. Ama iç organ kasları, spastik kolon, sinirsel kolit, baş ağrısı, çarpıntı, ellerde uyuşma, çene kitlemesi ve diş gıcırdatma gibi rahatsızlıklarla dişhekimine de başvurabiliyorlar. Yani birçok bölümü dolaşıyorlar ama teşhis konulduğunda tüm bu yakınmalar bitiyor. Hastalığın tedavisi yoktur demenin daha doğru bir yaklaşım olacağını belirten Dr. Ayda Uluhan, şunları söyledi: “Hastalara hayat tarzınızı, kafa yapınızı değiştirmeniz, zihninizi ve ruhunuzu rahatlatmanız lazım diyoruz. Aynı zamanda yaşam koşullarının da değiştirilmesi gerekiyor. Spora, kaplıcaya gitmek rahatlatıyor. Endişeyi de tedavi ediyoruz. Erkeklerde olunca daha zor, çünkü erkekler kabullenmiyor ya da kabullenmekte zorlanıyor. Kadınlar ise daha kolay kabulleniyor. Hastaların gergin kişilik yapılarıyla, süper kadın dediğimiz işini, evini her şeyini planlayıp yapmaya çalışan bir kadın grubu var. Amerika’da 4-5 milyon kişi fibromiyalji hastalığından yakınıyor.”

FİZİK TEDAVİ FAYDA SAĞLIYOR

Hastalığın tedavisinde birçok branştan destek alınıyor. Ancak fizik tedavi, egzersiz, ilaç tedavisi büyük yarar sağlıyor. Hastalığı zamana yayarak tedavi etmeye çalışmak gerekiyor. Hastalarda dönem dönem şikayetler artıyor. Çocuğu sünnet oluyor, evleniyor ya da bir evden başka bir eve taşınıyor, bunlar süper kadınlarda telaşa, endişeye, hastalık belirtilerinin artmasına neden oluyor. Bu özel stres durumlarında hastalara ilaç tedavisi verdiklerini, onun dışında ilaç vermediklerini belirten Dr. Uluhan, “Tiroid ve romatizmal hastalıkların fibromiyaljinin dışında tutulması lazım. Bunun için de kan tahlillerinin ve muayenenin iyi yapılması çok önemli. Fizik tedavi romatolog ve dahiliye uzmanı bu hastalığın teşhisini koyabiliyor. Ama testleri de yapmak lazım” dedi.

HASTALIK HASTASI OLARAK BİLİNİYORLAR

Fibromiyalji hastalarının toplumda ‘hastalık hastası’ olarak adlandırıldıklarını, hastalıkları nedeniyle doktor doktor dolaştıkları için böyle bilindiklerini anlatan Dr. Uluhan, artık hastalığın kimyasının bilindiğini belirtiyor. Uyku bozukluğundan oluşan kimyasal maddeler kaslara toplanıyor. Yapılan biyopsilerde de bu maddelerin varlığı saptanmış. O yüzden hastaya senin bir şeyin yok denmemesi, iyi araştırılması gerekiyor. Hastalığın nedeni fiziksel olabildiği gibi ruhsal da olabiliyor. Fibromiyalji vücudun tüm sistemlerini etkiliyor. Hastaların eskiden doktor doktor dolaştıklarını şimdi tek elden çözümünün bulunduğunu belirten Dr. Uluhan, “Fizik tedavi ve romatoloji bunu tedavi ediyor, romatoloji teşhiste doğru adres, tedavide ise fizik tedavinin önemli yeri var” dedi.

Etiketler: , , , , , , , ,

/div>
<


<

Tai Chi, Çin’de yüzyıllardır uygulanan bir savunma sanatı. Bu öğreti aynı zamanda iyileştirici özellikleri bütün dünya tarafından kabul edilen egzersizler içeriyor. Kolay ve keyifli olduğu için her yaşa hitabeden bu spor, eklem sorunları ile sinir sistemi hastalıklarına bağlı denge şikayetleri için oldukça etkili. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon alanındaki çalışmaları ile tanınan Uzman Dr. Cavit Meclisi, gitdikçe popülerleşen Tai Chi hakkında merak edilenleri anlattı.

Tai Chi nedir?
Tai Chi ve Qi Gong, geleneksel Çin egzersiz yöntemleridir ve yaklaşık 2 bin yıl önce kişisel savunma yöntemi olarak geliştirilmişlerdir. Tüm dünyada giderek yaygınlaşan bu egzersizler, iki temel inanış üzerinden şekillendirilir. İlki, enerjinin vücutta özel yollarla taşındığını kabul eden görüştür. Buna göre, enerji akışının engellenmemesi gerekir ve Tai Chi ve Qi Gong yaparak, zarif ve tekrarlayan hareketlerle enerji artırılmaya çalışılır. İkincisi ise tüm doğanın yin ve yang denilen karşıt güçlerden oluştuğuna ve bunlar dengede olduğunda kişinin sağlıklı olacağını söyleyen inanıştır. Tai Chi ve Qi Gong hareketleri ile bu dengenin korunduğu varsayılır. Tai Chi yaparken daha önce belirlenmiş belirli duruş ve hareket biçimlerini yavaş ve zarif ya da hızlı ve kontrollü bir tarzda arka arkaya yaparsınız. Hareketler akıcı olmalıdır. Aslında, meditasyon ve hareketin karışımıdır. Qi Gong ise, değişik hareketlerin herhangi bir sıra ile yapılmasından ibaretdir.

Bu egzersizler, Fizik Tedavi sürecinde nasıl kullanılır?

Hastanın fonksiyonel yetersizliklerinin düzeltilmesi için gereken tedavi araçları ve egzersiz listesi hazırlandıktan sonra, Tai Chi ve Qi Gong bu program içinde amaca uygun olarak düzenlenir. Tai Chi ve Qi Gong, duruş, denge, koordinasyon, dayanıklılık ve esnekliğin artırılması ile stres azaltımı için kullanılabilir. Özellikle yaşlı bireylerin daha çok yararlanabileceği hareketlerden oluşur. Hareketleri akıcı bir tarzda arka arkaya yapmak, vücudun tüm kaslarını ve eklemleri kontrollü biçimde çalıştırdığı gibi duruş ve dengeye karşı farkındalık sağlar. Çünkü uygulama sırasında kişi, sırayı bozmadan akıcı olmak zorundadır.
Bu çabalar, tüm eklemlerin ve kasların kontrolünü gerektirir.

Tai Chi’de ne tür hareketler yapılıyor?

Özel duruş ve kontrollü hareket biçimleri var. Bunların çoğu günlük hayatta yaptıklarımızdan daha karmaşık ve biraz farklı hareketler. Bunları yaparken tüm vücudu uygun durumlarda tutmak için çaba sarf etmek ve yoğunlaşmak gerekiyor. Hareketler çok yavaş ya da bazen hızlı olabilir. Bir seans boyunca hareketlere ve vücuda yoğunlaşmak, eklemleri ve kasları eğitici yönünün yanı sıra başka şeyleri düşünmeyi de engeller. Bu yönüyle, egzersizlerin rahatlatıcı, stresten uzaklaştırıcı olduğu söylenebilir. Ayrıca, Tai Chi için özel mekana gerek yok. Genellikle bir eğitmenin yardımı gerekir. Ancak, CD ve kitaplardan yararlanarak, evde uygulamak da mümkün. Grup ya da tek kişilik bir aktivite olabilir.
Tai Chi, hangi hastalıklarda etkilidir? Tai Chi, genel sağlık ve iyilik halini artırıp, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, denge ve koordinasyonu yükseltir. Egzersizler, baş dönmesini azaltığı için düşmeleri ve oluşabilecek kırıkları önler. Parkinson ve Multil Skleroz gibi merkezi sinir sistemi hastalıklarında, hareketlilik üzerine olumlu etkisi olduğu, özellikle diz ve ayak bileği sorunu olanlarda, dengeli ve kontrollü yürümeyi artırdığı araştırmalarla gösterilmiştir. Ayrıca biyomekanik ve kas fizyolojisi açılarından bakıldığında, Tai Chi esnekliği, kas kuvvetini, reaksiyon zamanını ve dayanıklılığı yükseltir. Bundan dolayı, eklem hareketleri, denge ve vücudun bir bütün olarak daha koordine çalıştırılmasının amaçlandığı tüm durumlarda kullanılabilir. Hareketler yavaş ve kontrollü yapıldığından, eklem sorunu ve dejenerasyonu (kireçlenme) olan kişilere de önerilebilir.

Ne tür hastalara Tai Chi öneriyorsunuz?

Özellikle yaşla aktivite düzeyi düşmüş ve eklem sorunlarından dolayı yoğun bir egzersiz programına katılamayan yaşlı hastalarıma öneriyorum. Bunlara ek olarak, sinir sistemi hastalığından dolayı (Parkinson, inme, MS) denge ve yürüme sorunu olan hastalarıma katılmalarını tavsiye ediyorum. Denge ve koordinasyon için düzenlenmiş herhangi bir tedavi programının bir parçası olarak da herkes için kullanılabilir. Tai Chi hareketleri yavaş ve kontrollü olduğundan, her kesin güvenle katılabileceği bir egzersiz programıdır. Yapılan araştırmalar daha çok yaşlılar üzerindedir. Bu da, Tai Chi'nin ne derecede güvenli olduğunu gösterir. Hareketlerin kontrollü olması nedeniyle yan etkisi ve sakatlanma riski olan bir egzersiz çeşidi değildir. Yaşlı ve bazen bir kaç sağlık sorunu olan kişilerin bu egzersiz programına başlarken, bir fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanına danışmaları daha doğru olacaktır.

Etiketler: , , , , , ,

/div>
<


<


İngiliz bilim adamlarının araştırmasına göre erkek çocuklar, annelerinin ömrünü yüzde 11 azaltıyor.Birden fazla erkek çocuk dünyaya getiren annelerin sağlıklarından olduğu ve ömürlerinin kısaldığı açıklandı.İngiltere'deki çeşitli sağlık kuruluşları ve üniversiteler tarafından yapılan araştırmaya göre, erkek bebekler, kız çocuklarına göre daha fazla kilolu dünyaya geldikleri için annenin bedenine fiziki olarak çok daha fazla stres yüklüyor.Annenin testosteron hormon düzeyi artarak bağışıklık sistemini olumsuz etkiliyor. Erkek çocukların doğum sonrası bakım süresi de kızlara göre daha uzun. Oysa kız çocuklar, biraz büyüdüklerinde, kardeşlerine bakarak annelerine yardımcı oluyor. Araştırmaya göre doğan her erkek bebek annenin ömrünü yüzde 11 oranında azaltıyor.

Annemden Öğrendiklerim
Annemizden öğrendiğimiz yaşam kurallarına bir de komik yanından bakmaya ne dersiniz?
Mütevazi olmayı
"Oğlum çok iyi ingilizce konuşur. Hadi yavrum konuşta, görsün teyzeler"
Paylaşmayı
"Oyuncaklarını sakın kimseye verme biz öyle zengin değiliz"
Kendimizi geliştirmeyi
"Bak Ayşe Hanımların kızı matematikten yine 5 almış. Ya sen!"
Sabırlı olmayı;
"Baban eve gelsin, sen görürsün"
Hakkımızı alacağımızı;
"Eve döndüğümüzde ben bilirim sana yapacağımı"
Diyalog kurmayı;
"Sana bir şey sorduğumda cevap ver...!!""Ne söyleyeyim anne?""Sus!! Bana cavap verme!!!"
Mantıklı Davranmayı
"Neden dışarı çıkmama hayır diyorsun sanki...?"Ben anneyim öyle istiyorum o kadar..! "
Sosyal olmayı
"Hiç yaramazlık yapmadan yanımda durursan seni gezmeye götürürüm"
Tıp bilgilerini;
"Gözlerini şaşı yaparken bir gün öyle kalıvereceksin, göreceksin gününü"
Olgun olmayı;
"Bu tabağın hepsini bitirmezsen asla büyüyemezsin."
Genetik bilgileri;
"Sen de o lanet olasi babana çektin."
Bilgeliği;
"Benim yaşıma gel de anlarsın o zaman."
Adaleti;"Bir gün senin de çocukların olacak.. İnşallah onlar da sana senin şimdi bana yaptıklarını yaparlar..."

Etiketler: , , , , , ,

/div>
<


<

Amerikalı araştırmacı Peggy Orenstein, annelik üzerine yazdığı kitabında, kadınların çoğu kez "mükemmel anne" tuzağına düştüklerini söylüyor. Her alanda faaliyet gösteren günümüz kadını, anneliği de mükemmel yapmak için kendisiyle yarışıyor. Çağımız kadını yaptığı her şeyin mükemmel olmasını istiyor. İşyerinde harika bir eleman, güvenilir ve sorumluluk sahibi. Her işin üstesinden gelen, en stresli anlarda bile sinirlenmeyen, soğukkanlı kalan. Eve geldiğinde ise mükemmel bir ev kadını. Mutfak tezgahında tek bir bulaşık yok, banyo temizlikten parlıyor, tüm çekmeceler yerli yerinde. Evli ise işten kalan zamanlarını kocasına ayıran, hafta sonlarını dostlarıyla ya da aileleriyle geçiren mükemmel bir eş. Peki ya anne ise? Çağımızın kadını ister çalışsın, ister ev kadını olsun, anneliğin de mükemmelini istiyor.

"Annelik" değişti mi?

Amerikalı yazar Peggy Orenstein, "Flux: Women on Sex, Work, Love, Kids and Life in a Half-Changed World" isimli kitabı yazarken 200 kadar kadınla konuşmuş. Kitap, çağımız kadın rollerini sorguluyor. Orenstein"ın görüştüğü kadınlar geniş bir yelpazeden seçilmiş. Evli, bekar, Çocuklu, çocuksuz, orta direk, zengin, eğitimli ve eğitimsiz birçok toplumsal statüden yola çıkmış. Kitabın bütünü, kadın rollerinin günümüze kadar ne kadar geliştiği belgeliyor. Ancak bir rol var ki, o çağlar boyu değişmemiş. O da annelik. Orenstein, yaptığı araştırmaya göre, yeni bin yılın annelerinin 50"li yılları annelerinden hiçbir farkı yok. O yıllardan günümüze gözlenen tek değişiklik, anne olma zorunluluğunun ortadan kalması. O yıllarda kadınlar evlendikten sonra anne olma zorunluluğu taşıyorlardı. Bu tabii ki yasal bir zorunluluk değildi. Ancak toplumsal baskı bunu zorunluluk haline getiriyordu. Evli çiftler çocuk sahibi olmamayı düşünemiyordu bile. Günümüzde ise çiftler çocuk sahibi olmadan da "yaşanabileceğini" kanıtlıyorlar. Çocuk sahibi olmayı reddetmek birçok etkene bağlı. Bu etkenlerin başında kadının çalışması geliyor. Bir diğer etken de gelecek korkusu. Çiftler geleceklerini güvence altına almadan çocuk sahibi olmayı reddediyorlar.

"Mükemmel anne sendromu"

Evet, görünürde çocuğa dair fikirler değişti. Ancak Peggy Orenstein, araştırmalarında annelik rolünün değişmediğini ortaya koyuyor. Araştırma için konuştuğu kadınların birçoğu anne. Annelerin yaşları 20"den 40"a kadar değişiyor. Herkesin problemi aşağı yukarı aynı. Ortak problemlerin başında babanın çocuğuyla yeteri kadar ilgilenmemesi geliyor. Baba çocuklarını seviyor, onlarla geziyor, oyunlar oynuyor. Ancak ortada bir sorun varsa, bunu çözmek anneye kalıyor. Ortak problemlerden biri de kaygı. Anne, çocuğu ne kadar büyürse büyüsün onun için endişe duymaya devam ediyor. "Problem bunun neresinde?" diyebilirsiniz. Orenstein"e göre annelik rolü, kadını en fazla yoran ve strese sokan rol. Çocuğun sorumluluğu tabii ki hiçbir şeyle kıyaslanmaz. Kimse bunun aksini iddia etmiyor zaten. Sorun, abartmakta ve kendini aşırı derecede aşmakta yatıyor. Yazar buna "mükemmel anne sendromu" adını vermiş. Orenstein, konuştuğu annelerin tümünde bu sendromun varlığını görmüş.

Rekabet büyük

İşin içinde biraz da rekabet var tabii ki. Anneler bir araya geldiklerinde ne kadar mükemmel bir anne olduklarını göstermek için çocuklarını "kullanıyorlar". Çünkü çocuklarının her başarısının kendi hanelerine puan olarak yazıldığını zannediyorlar. Orenstein, stresi azaltmak için önce bu davranıştan uzaklaşmak gerektiğini vurguluyor. Anne-çocuk ilişkisinin kalıplar ve roller içinde yaşanamayacağını s öylüyor.Yazara göre en mükemmel anne, toplum beklentilerine değil, çocuğun beklentilerine uyan anne.

Babaya güvenin

Anneleri "mükemmel anne sendromundan" kurtarmak için yazar, babaların devreye sokulması gerektiğini düşünüyor. Orenstein, yaptığı incelemelerde annelerin babaya güvenmedikleri ortaya çıkartmış. Çoğu anne, çocuğun babasıyla yalnız bırakırken endişe içinde oluyor. Çünkü kocasını bir çocuğun sorumluluğunu kaldıramayacak kadar zayıf ve sorumsuz görüyor. Oysa babalar, ne kadar ilgisiz görünseler bile, çocuklarına anneler kadar düşkün. Birçok baba da annenin tutumundan rahatsız olduğundan, çocuk bakımından uzak durmayı yeğliyor. Sonuç olarak yazar, mükemmellik peşinde koşan kadınların kendilerini gereksiz yere strese soktuklarını söylüyor. Her kadının nasıl hissediyorsa öyle yaşamasını, toplum kalıplarına aldırış etmemesini tavsiye ediyor.

Etiketler: , , , , , ,

/div>
<